İSİM, ŞEHİR VE TARİH EŞİTTİR YAHYA KEMAL2 - murat erol - Blogcu



murat erol

31/12/2008 - İSİM, ŞEHİR VE TARİH EŞİTTİR YAHYA KEMAL2


MURAT EROL- HECE DERGİSİ- OCAK 2009

III. YAHYA KEMAL’İN TARİHİ VE ŞEHRİ

 

Yahya Kemal içinde yaşadığı zaman’a ve dönemsel yönelime rağmen bir tarih algısı ve önerisi içindedir. Balkanları fetheden padişahlar şiirlerinde sıkça yer alır. Yüzü Batıya, Balkan’a dönüktür. “Açık Deniz” şiirinde Balkanlar’dan geçişini, çocukluğunu anlatır. Itri şiirinde olduğu gibi Doğu’ya döner. “Akıncı” ile Balkanlar’ı fethe gider. Mohaç’a türkü yakar. İstanbul’un fethini gören Üsküdar’ı anlatır. “Hayal Şehir” ile yine İstanbul ve Üsküdar semalarında gezer. “Atik-Valde’den İnen Sokakta” şiirinde yabancılık duygusu içindedir. Ve bunun hüznünü taşır. “Endülüs’te Raks” şiiri ile tarihin farklı bir alanı ile bağ kurar[1] Kendi gök kubbesini şiirleştirir. Yine “Eski Şiirin Rüzgârıyle” ezan’a, Alparslan’ın ruhuna ve şiirlerinde adı geçen nadir Anadolu şehirlerinden olan Erzurum’a gazel yazar.[2] Bu şiirleri ile Selçuklu’ya ve Anadolu’ya döner.

 1. TOPLUMSAL DÖNEMLER VE TARİH ALGISI  

 

a. TOPLUMSAL DÖNEMLER

-Kısa özet kısmında da vurguladığımız gibi- Yahya Kemal, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş dönemine şahitlik ettiği gibi, bu geçiş döneminin öncesine de sonrasına da şahitlik etmiştir.

İlk gençlik yılları II. Abdülhamit’in döneminde geçti. Dönemin yaygın kanaatine Yahya Kemal de dahil olup, “istibdat” korkusunu erken yaşta hissetti. İstanbul’dan kaçtığı yıllarda, 18 yaşındayken bile içindeki isyan siyasal bir ton kazanmıştır. Belki de Yahya Kemal’in hayatı boyunca en sivri muhalefeti de bu dönemde kalmıştır diyebiliriz.

 

II. Abdülhamit döneminin sonrasını ve II. Meşrutiyet dönemini yaşadı. Bu dönem fikir akımlarının yüksek sesle seslendirildiği bir dönem olmuştur. I.Dünya Savaşına kadar sürek bu fikri hareketliliğin son iki yılına yetişti. Daha çok Türkçü çevrelerde bulundu ama Türkçülüğü bu çevrelerdeki bir çok aydından farklıydı. Ziya Gökalp’le yakınlaştı ve dost oldu. Kurtuluş Savaşına yazıları ile destek veren yazarlar arasında yer aldı.

 

Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında yine Mustafa Kemal’e yakın durdu. Mustafa Kemal’in, Yahya Kemal’e derin bir muhabbeti ve sevgisinin olduğu yazılır. Buna rağmen İnönü ile anlaşamadığı da kayıtlarda yer alır. Çok partili dönem de ise Demokrat Parti çizgisi ile uyumlu olduğu söylenebilir. Ki Menderes’in şahsına dair kaygılarını da dile getirmiştir.

 

Toplumsal dönemler hızlı ve çok ciddi bir şekilde kurucu, yeniden tanımlayıcı, kökle bağı koparıcı seyrederken Yahya Kemal’in genel siyasal seyre rağmen modernleşmesini kök’e ve tarihe dayandırma çabası ilginç bir çaba olmuştur.

 

Diğer yandan Yahya Kemal gibi tarihle ve tarihin değerleriyle bağını sürdüren modernleşme teklifi özellikle Tek Parti döneminde nasıl sert tepki görmemiştir bu da enteresandır. Ancak okumalarda gördüğümüz çıkardığımız,  modernleşmenin lokomotifi olan Mustafa Kemal’in, Yahya Kemal’e duyduğu sevgi bir hoşgörüye de dönüşmüştür de denilebilir. Acaba bugün yeni yüzyılın başında bizler modernleşmemizin son birkaç yıla kadar muhafazakar ayağı eksikti, diye yargılarımızı öne sürerken, o dönemin kurucu zihni bunu fark etmiş ve bu açığı Yahya Kemal ve onun şiiriyle kapatmak istemiş olamaz mı?

 

Büyükelçiliklerle görevlendirilmesi ile dönemine şahitliğini de azaltmıştır denilebilir. Yine ev’den yani vatan’dan uzaktır. Yine bir eksik kalmışlık vardır. Şiirlerinden bu uzaklıktan kaynaklı coşkunluk taşmaktadır.

 

Yahya Kemal dönemine şahitlik eden, döneminin ruhunu yansıtan, döneminin duygularını ele veren bir şiiri tercih etmemiştir. Aksine kaçarcasına, kendini geçmişe hapsedercesine tarihe doğru yol almıştır.

 

b. YENİDEN KURULAN TARİH

 

Yahya Kemal’de bireysel tarihi ile toplumun tarihi giderek iç içe geçer. Modernleşmeci kadronun içindedir ama ılımlı bir modernleşme çizgisinde ve keskin kopuşlara karşı mesafelidir. Yahya Kemal için, modern zamanlarda bir gelenek arayışı içindedir demek de mümkündür. Muhafazakar modernleşmeci akımın ilk sinyallerine Yahya Kemal’de rastlarız. Muhafazakar modernizm ilgisini tamamen Osmanlı’ya yani geçmişe çevirir. Öğün’e göre Yahya Kemal şiir yoluyla modernist eksende Osmanlı estetiğinin çerçevesini kuran kişidir. Yahya Kemal’in zihnimize akıttığı imgeler olsa olsa modernist zihniyetlerin ihtiyacını gören yeniden üretilmiş ve yeniden üretildiği nispette başkalaşmaları doğuran imgelerdir. Bu kültürel bir merkez-kaçın eksenlerinden olup yarı görgülü bir duygusallığa oturuyor denilebilir. [3]

 

Yahya Kemal’deki tarih algı ve ilgisinde, kültürel belleğin geçmişin belli noktalarına yöneldiğini söyleyebiliriz. Assmann’ın görüşlerinin[4] Yahya Kemal üzerinde tatbik ettiğimiz de, bu çaba bize ilginç sonuçlar veriyor.

 

Geçmiş geçmişte olduğu gibi kalmıyor, daha çok şimdiki zamanda bağlantı figürlerle yoğunlaşarak ortaya çıkar. Yahya Kemal’in özellikle fetih eksenli hatırlamaları, o fetihleri görmüşçesine gününe taşımasını getirmiştir. Kültürel bellek için gerçek değil hatırlanan tarih önemlidir. Sorel etkisi ile Yahya Kemal yeni bir tarih algısı kurmaya ve önermeye başlaması efsaneler (bizde destanlar) ile gerçekleşiyor. Assman’a göre efsaneler de hatırlama figürleridir. Yahya Kemal’de dile gelen tarihin bilimsel bir tarih olmadığı destanlaşan bir tarih olduğu ortadadır. Bilinen tarihi olaylar Yahya Kemal’de adeta destanlaşarak yeniden kurulma ve modern algıya sunulma halini almıştır. Kültürel bellekte, gerçek tarihin hatırlanan tarihe ve ardından efsaneye dönüştüğü ileri süren Assmann, efsanenin kurucu bir tarih ve bugünü geçmişin ışığıyla aydınlatmak için anlatılan bir öykü olduğunu ileri sürer. Tarihin hatırlama yoluyla efsaneye dönüştüğünü, ama bu dönüşümün sonunda onun gerçek olmaktan çıkmadığını, aksine sürekliliği sağlanmış düzenleyici ve biçim verici bir güç olarak gerçeklik kazandığını ileri sürer Assmann. Buradan bakıldığında çöken bir İmparatorluğa fetih günlerini hatırlatmak, yeni kurulan bir devlete köklerini hatırlatma ve son olarak radikal kopuşlar yaşanan bir modernleşmeye içeriden, tarih ile bağ kurmayı önermek, bilinen tarihi bugüne, coşkusuyla, hüznü ve özlemiyle taşımak Yahya Kemal’de bir misyon halini almıştır. Akif’in din için yüklendiği misyon Yahya Kemal’de tarih olmuştur.

 

Bellek yeniden kurma işlemine dayanır. Geçmiş, bellekte olduğu gibi kalmaz. İlerleyen şimdiki zamanın değişken ilişkileri çerçevesinde sürekli olarak yeniden örgütlenir. Yeni olan da sadece yeniden kurulan geçmiş biçiminde ortaya çıkabilir.[5] Yine Assmann’a göre hatırlama eylemi, seçilmiş olma ilkesine dayanıyor. Çünkü seçilmiş olmak, hiçbir şekilde unutulmaması ve unutturulmaması gereken en yüksek düzeyde sorumluluklar kurumu anlamına geliyor.[6] Yahya Kemal’in kendi bireysel tarihi ile toplumsal tarihi iç içe geçirmişliği birazda burada düğümleniyor. Kendisi için Üsküp kişisel alanında ne kadar önemli ise, Türk milleti için de unutulmaması gereken fetihler Şairin sembollerindendir. Genel olarak fetihlerin özelde de Balkan fetihlerinin sıkça işlemesinin altında yatan temel saiklerden biri de bu imgelerin ve hatırlatıcı sembollerin seçilmiş olması ve artık yeni bir dizayn ile romantize edilerek millet şuuruna sunulmasıdır. Malazgirt ise kritik ve önemli bir simge olarak kurulan tarih içinde yerini milat olarak almıştır. Yahya Kemal’e göre milletin tarihi vatana yerleşmekle yani Malazgirtle başlar.[7] Burada ırkın tarihi ve milletin tarihi ayrımlarına gider ve en genel anlamda tarihten başka bir tarih kurma çabasına girişir. Bu arada yöneldiği tarihi de yine kendisi belirler. Kendi ifadesiyle “Bir milliyetçi tarihe değil milliyetinin tarihine meftundur.”[8] diyerek genel olarak tarihe değil milletinin –aşağıda da vurgulandığı gibi- vatanın tarihine odaklanmıştır.

 

Sermet Sami Uysal da Yahya Kemal’in şiirleri daha çok hatırlama temeline dayandığını, onun içindir ki tarihimizdeki pek çok olay yaşanan zaman içinde Yahya Kemal’in gözleri önünde canlı tablolar olarak belirdiğimi kaydeder.[9] Osmanlı’nın bir güç bir iktidar imgesi olarak sunulması da Assmann’ın “iktidar hatırlama için güçlü bir uyarıcıdır.” görüşü[10] ile açıklanabilir.

 

Bireysel tarihi hatırlama giderek toplumsal tarihi hatırlama ve onunla özdeşleşmeye dönüşüyor. Bireysel tarihle olan bağ toplumsal tarihle kurulan ilişkinin biçimi ve kökeni oluyor. Hatırlama ve bellek’in Yahya Kemal’in içinde bulunduğu zamandaki ve geleceğe akan görüşlerini şekillendirirken, diğer yandan O’nun geçmişe dönmesini de getirmiştir. Yahya Kemal artık kendi kişisel geçmişine duyduğu özlem ve hatırlamalarla milletinin tarihine duyduğu özlem ve hatırlamaları özdeş hale getirerek önemli bir örnek olmuştur. Fakat Mehmet Kaplan’ın ifadeleri ile söylersek “bu düşüncelerini ilmî ve nazarî olarak ifade etmedi.”[11]

 

Yine Ebubekir Eroğlu’nun ifadeleri ile Yahya Kemal çağdaşlığı ve tarihselliği barındıran bir içeriğin daima içinde olarak[12] “geniş bir tarih bilgisine rağmen olaylara yine de bir şair gözüyle bakmış bir gerçeğe gönül vererek onu abartmış, buna karşılık bir takım gerçeklerden de söz etmemiştir. Düşüncelerini daha çok şifahi yaşamıştır. Osmanlı uygarlığını öncesiz sonrasız medeniyet gibi benimsemiş (…)”tir.[13]

 

Bellek sanatı için mekan neyse (Üsküp, İstanbul…ME), hatırlama kültürü için de zaman (1071…ME) odur. Hatıralar aynı şekilde yaşanan bir mekâna dayanırlar. Aile için ev, kırsal kesimde yaşayanlar için köy ve vadi, kentsoylular için kentler ve bir coğrafyada yaşayanlar için o coğrafi bölge mekansal hatırlama çerçevesini oluştururlar. Bu bağ uzakta iken “vatan” duygusunu veren çerçevedir. Buna göre Yahya Kemal’in vatan vurgunun uzaklığa dayandığı söylenemez. O halde bu destanlarla yeni bir tarih kurmanın başat söylemidir, denebilir. Toplumsal belleğin zaman ve mekan kavramları, söz konusu grubun duygusal ve değerlerle yüklü yaşam bağlamı içindeki iletişim biçimleri ile oluşur. Bunlar toplumsal belleğin içinde (…) duygu dolu bir vatan ve yaşam öyküsü olarak ortaya çıkar.[14]

 

Peyami Safa’ya göre de, Yahya Kemal’in Boğaziçi’nde veya Büyükada’daki şahsi hatıralarıyla İmparatorluğun tarihi o kadar garip bir tarzda iç içe geçmiştir ki, üç yüzyıllık eski bir taş ve köhne bir ev önünde onun sırf kendi gençliğine ait bir hatırayı anar gibi, kıymetleri yaşanmış olmaktan başka bir şey olmayan alelade teferruatın heyecanı ile coştuğu görülür. İmparatorluğun bütün tarihi sanki onun şahsi hatırasıdır ve Mohaç Seferini, Büyükada’da yaptığı bir gezintiyi tekrar yaşıyormuşçasına gerçeklik intibalarının sarhoşluğu içinde anlatır.[15] Tarih artık giderek, geçmiş zaman olmaktan çıkmakta ve şimdiki zamanda yaşanan, duyulan, özlenen ve hatırlanan bir zaman dilimidir. Tarihi bugüne ait kılmıştır Yahya Kemal.

 

Sezai Karakoç’a göre ise, Yahya Kemal’in görüşleri bir tür nasyonalizm türü idi. Ama romantik ve basit bir nasyonalizm değildi. Bir millet vakasının ne olduğunu az çok hesaba katan ona tarih unsuru katan bir derinliğe sahipti. Yine Sezai Karakoç’a göre Yahya Kemal nasyonalizmi bu derin anlamında da olsa birinci planda tutmayıp ikinci planda tutsa ve medeniyet düşüncesini ön plana alsaydı Osmanlı yaklaşımı o gün için entelektüel bunalımımıza bir çare ve çıkış yolu olabilirdi. Osmanlı gerçeğini çağın öbür yazarları ya görmezlikten gelir ya tam inkar ederken Yahya Kemal o gerçeği görmüş fakat ne yazık ki yine Batı’nın etkisi ile bunu mistik bir “atalar ideolojisi” şekline dönüştürmüştür.[16] Karakoç’un bu sert yargısı Yahya Kemal’in kendisinin de kabul ettiği bir yerdir aslında.

 

2. ŞEHİR: İSTANBUL

 

Yahya Kemal “Bazı yerler vardır ki ruh eser.” diye bir yazısına başlar.[17] Şehrin ruhunun kendisini hissettirdiğine inanan Şair’de İstanbul hem şehir kelimesine karşılık geldiği gibi burası aynı zamanda vatanlaşmıştır da.

 

Evsiz şairimizin evi İstanbul, vatanı İstanbul olmuştur. Tanpınar’a göre, Yahya Kemal’in İstanbul sevgisi estetik plandan vatanın manevi çehresine doğru genişler.[18] Bu evin neredeyse her tarafını semt semt bildiği gibi çoğu yere de şiirlerin de yer vermiştir. Özellikle Üsküdar İstanbul içinde İstanbul gibidir. Yine Fatih ve Kocamustafapaşa gibi semtler Yahya Kemal’de etkisi olan ve O’nun şiirlerinde yer bulan semtlerdir. Bu semtlere duyduğu sevgiyi kendi cümleleri ile açıklayalım: “Bir iklimin manzarası, mimarisi ve halkı arasında halis ve tam bir ahenk varsa, orada gözlere bir vatan tablosu görülür.”[19]

 

İstanbul’u kuşbakışı gören Park Oteli mesken tutmasından Yahya Kemal’in irtifayı ve manzarayı sevdiğini biliyoruz.[20] Tepeden baktığı İstanbul’a en güzel şiirlerini belki de buralarda yazmıştır. Hatta o meşhur şiirinde olduğu gibi İstanbul onda hitap edilen bir kişi oluverir.

 

Hayatı gezmekle geçen Şair’in sabit noktası İstanbul’dur. Yahya Kemal’in yurt içinde ve yurt dışında kaldığı ve gezdiği yerleri kendi ağzından aktarmakta yarar görüyoruz: Türkiye’de İstanbul, Edirne, Tekirdağ, Kırklareli, Kırkkilise, Lüleburgaz, Çorlu, Bursa, Mudanya, İzmit, İzmir, Manisa, Çeşme, Mersin, Adana, Eskişehir, Ankara, Sivas, Erzurum, Erzincan, Diyarbakır, Ergani ve Malatya’yı gördüğünü söyler.[21]

 

Yurtdışında ise Fransa’da Paris, İngiltere’de Londra ve “Kempriç”, Almanya’da Berlin, Leibzig, Dansing, Hamburg. Ayrıca Viyana, Budapeşte, Varşova, Bükreş, Belgrad, Atina gibi şehirlerle beraber İsviçre, Belçika, İspanya, Portekiz gibi ülkeleri görmüştür. Avrupa dışında ise Kahire, İskenderiye, Beyrut, Şam, Bağdat, Basra şehirlerini görmüş ve Pakistan’da kalmıştır.[22]

 

3. BİR EV OLARAK: VATAN

 

Yahya Kemal evin vatandan bir parça olduğunu söyler[23] ama parça ile bütünü adeta özdeşleştirmiştir. Bütün’ün taşıdığı anlamı parça ile sembolleştirmiştir. Bu sebeple ilk defa Osmanlı ülkesinin adını “Vatan” koyan Namık Kemal’e hayranlığını ifade eder.[24]

Vatanı net bir şekilde “milletle beraber yani milletin yerleştiği toprak” olarak anladığını söyler.[25] Yine vatan hakkındaki bir makalesinde “vatan hiçbir zaman bir nazariye değil, bir topraktır. Toprak cedlerin mezarlarıdır. Camilerin kurulduğu yerdir.” diyerek vatanı tarihe yaptığının tersi bir yol ile yaklaşır. Soyutlamak yerine var olan ve görünen örneklerle vatanı tanımlar. Yahya Kemal’in vatan anlayışı ilk yetişme devri ve yıllarına göre daha gerçek daha somut bir anlayış halini almıştır. O hayal ettiği bir vatanı değil, insanları, kültürü ve tarihi ile gördüğü bildiği vatanı ifade etmiştir. Bir başka söyleyişle bu bir hayalin ve düşüncenin gerçeği değil bir gerçeğin hayal edilişidir. Bir idealin gerçekleşmesi değil bir gerçeğin idealize edilmesidir. Yine “Vatan İstanbul’dur. Üsküp’tür. Trabzon’dur. Yozgat’tır, Ankara’dır.” diyerek adeta bir sınır çizer.[26] Tarih algısının romantikliğine rağmen vatan tam tersine çok somuttur. Vatan’ı İstanbul dışında ne kadar tanıdığı bilinmez ama vatan tanımlamasının gerçekçi, akla uygun olduğu dikkatlerden kaçmaz. Vatan ve millet anlayışı çok açıktır. Gökalp’e büyük değer vermesine rağmen Turan ve Türkçülük görüşlerinde ayrı düşüyorlardı. Yine tarihe bakışta da bir ayrılık vardı. O ırkın değil milletin tarihini önemsediğini ifade ederek Malazgirt’i bir başlangıç olarak alıyordu.

 

Diğer yandan Yahya Kemal için yerli kültür ve değerler önemlidir. Önemli bir soru ile bu konuya değinir: Bizim vatanımız gibi geniş bir memleketi olup da onu asla görmeyen, edebiyatta, gözleri “ecnebi” bir aleme dalmış ve yalnız o alemden bahseden başka bir millet var mıdır?[27]

 

Yine tarih bilgisinden ve gerçeğinden hareket ederek soyutlama ve güne taşıma yaparak Yahya Kemal, bu topraklarda Türk hayatının üç devir geçirdiğini belirtir. O’na göre, birinci devirde fatihler, devlet kurarken ne şehirde oturuyorlardı ne  de “sayfiye” de. Ömürleri seferde geçiyordu. Fatih, Selim, Süleyman gibi büyük padişahlar çadır içinde ölüyorlardı. İkincisinde devleti muhafaza eden padişahlar şehir içindeki saraylarda doğuyor orada yaşıyor orada can veriyorlardı. Üçüncüsünde ki son asra tesadüf eder payitaht “sayfiyeye” döküldü. İstanbul o günden beri metruk bir evi andırıyor.[28] Bu eleştirel bakış aslında tarihe bakışını da ele veriyor. Zaman ne kadar uzaksa, o kadar iyi ve ideal bir hal alıyor o zamanın sembol isimleri. Zaman şimdiki zamana yaklaştıkça, insanlar ve toplum giderek “kötü” oluyor.

 

Sonuç olarak Yahya Kemal’de vatan, evidir milletin. Bu eve, gerçek manada sahip olmak için o toprak üzerinde bir tarih yazılmış olmalıdır. Yahya Kemal’in Malazgirt’i dikkate alarak “milletin tarihi”ni bu olaydan başlatması aslında evet sadece vatan’ın tarihine odaklanmasındadır. Irkın tarihini dikkate almaz. Irkın vatanına bakmaz. O, vatan’daki ırkı değil milleti önemser. Bu bakımdan Yahya Kemal’deki tarihin nihai olarak vatan’ın tarihi olduğunu söyleyebiliriz. Vatan’ın tarihi derken de, toprakların değil, vatan olduktan sonraki dönemin tarihidir dikkatini yoğunlaştırdığı nokta.

 

IV. SONUÇ

 

Yahya Kemal’in, yaşamı boyunca bir çelişkiyi aşamadığını kendisinin anlattığı bir olaydan da çıkarıyoruz. Şair, inandıkları ile yaşam biçimi arasındaki mesafeyi azaltamadığının farkındadır. Ya da şöyle diyelim, geçmiş zamanın inandığı ve sevdiği güzelliklerini şimdiki zamanda bulamamanın ve yaşayamamanın hüznünü her zaman yaşar. Ruh olarak milletinin adeta duygularına tercüman olurken, milletinin içinde bir yabancı gibi gezinmektedir. Kendisinin anlattığı olay bu yabancılık duygusunu, sadece kendisinin hissettiğini değil, kendisine yönelen “yabancı” yargısını da taşır.

 

Büyükada’da oturduğu yıllarda bir bayram namazına gitmeye niyetlenir. Kendi kendine “Frenk hayatının gecesinde sabah namazına kalkılır mı” diye sorar. Sabah erken uyanamamak korkusu ile o gece hiç uyumaz. Burada bir parantez açmak niyetindeyiz. Yahya Kemal hayatı boyunca samimiyet çizgisinden ayrılmamıştır. Zaman zaman kuşkulu olduğu durumlar olsa da özellikle din, vatan, millet konularında şüphe götürmez bir samimiyet taşıyordu. Bu uyuyamama durumu da bunu gösterir bir örnektir. Vakit gelince abdest alıp mahalle içindeki sakin yollardan kendi başına camiye doğru gider. Yahya Kemal kapıdan girince bütün cemaatin gözünün kendisine çevrildiğini söyler. “Beni daha doğrusu bizim nesilden benim gibi birini camide gördüklerine şaşırıyorlardı.” der. “Orada o saatte toplanan ümmet-i Muhammed içine bir yabancının geldiğini zannediyordu.” İçi hüzün dolu şekilde yavaş yavaş ilerler. Vaazı diz çöküp, iki hamalın arasında dinler. Vaazdan sonra namazda ve hutbede cemaatin içine karışıp Muhammed sesini duydukça gözleri yaşla dolar. Onlarla kendini “yek dil, yek vücut” olarak görür. O sabah kendi ifadesi ile “Müslümanlığa az aşina o büyükada’nın o küçük camii içinde şafakta aynı milletin ruhlu bir cemaatiydik.” der.[29] Yahya Kemal milletin nazarında kendisinin ve kendi neslinin diğer aydınların bulunduğu yeri de bilmektedir. Bu yeri inkar etmez, aksine bu yer O’na bir hüzün verir. Atik Valde’den İnen Sokak’ta şiiri de bunun bir dile getirilişidir. İftar saati herkes orucunu açmaya gittiğinde tek başına kalır. Hüzünlenir ama içinde hissettiklerinin varlığına bile sevinir.

 

Şu cümleleri okuyanlar, yazarı hakkında farklı düşünebilir: “Bugünün çocukları büyük bir ekseriyetle yine Müslüman semtlerde doğuyorlar büyüyorlar eskisi kadar derin bir tahassüs ile değilse bile yine Müslümanlığı hissediyorlar.” “Kendi kendime diyorum ki Şişli, Kadıköy’ü, Moda gibi semtlerde doğan büyüyen oynayan Türk çocukları milliyetlerinden tam bir derece nasip alabiliyorlar mı? O semtlerdeki minareler görülmez ezanlar işitilmez Ramazan ve kandil günleri hissedilmez. Çocuklar Müslümanlığın çocukluk rüyasını nasıl görürler.”[30] Yahya Kemal tipik bir Anadolu muhafazakarı havasındadır. Çocuk, geleceğimiz, din, ezansız semtler, çocukluk rüyası gibi söylemler kendisinden yarım yüzyıl sonra bile kullanılan bir dilin sembolleridir. Burada bir yargıyı daha ortaya koyalım. Yahya Kemal gerçek anlamda ilk modern muhafazakarlarımızdandır.

 

Ebubekir Eroğlu’na göre, biyografisi İstanbul ile birleşen şiirinin ise klasik musikimiz ile özdeş bir ses ile temsil edilebileceğini düşündüğümüz Şairin Avrupalı bir art-alanı vardır; içinde yaşanmakta olan şehir ile popüler olanın gizli gizli kaynaştığı, modern olan üzerinde yerlinin ifade bulduğu bir bileşimi bize armağan etmiştir. Şehirli olan zihin yapısı ülkesinin dışından beslenmiştir; ama onun kendi eseriyle ürettiği dünyaya açık durumda bulunan ferdi ve milli bir çerçevedir.[31] Tanpınar da Yahya Kemal’in Avrupalı olduğunu söyleyenlerden. Ama düşüncesinin “garplı” olduğunu teslim ederek söyler.[32]

 

Yahya Kemal zihnindeki kişisel zenginlik ile Osmanlı’nın rafine kültürünü kaynaştırdı.[33] Kişisel tarihi ile milletinin tarihini özdeşleştirerek, milletinin tarih içinde yaşadıklarını adeta kendisi yaşamışçasına şiirleştirmiştir. Kendi gökkubbemizde hoş bir sada bırakan, kendimize ait bir gökkubbemizin olduğunu da bize hatırlatan yine Yahya Kemal’di. Milletini anlatırken, o milletin içinde kaybolmayı bir türlü başaramayan, modernleşmemizin ikinci kuşağının yaşadığı sorunların en net ortaya çıktığı isimdir. Çünkü inandığı ve savunduğu ile samimiyet taşımak hali ile modern hayatın tam ortasında bulunmak hali Yahya Kemal gibi berrak bir örnek üzerinde net olarak değerlendirilebilir. Bunlar, Türk toplumunun yaklaşık 150 yıldır karşı karşıya olduğu anakronizmden başka bir şey değildir.



[1] Yahya Kemal Kendi Gök Kubbemiz İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları, 2008, s.7-9-13-14-16-17-19-95

[2] Yahya Kemal, Eski Şiirin Rüzgârıyle, İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları, 2008, s.23-24-46

[3] Süleyman Seyfi ÖĞÜN, Şehre Tepeden Bakan Adam:Yahya Kemal; a.g.e., Haz.: AKGÜL, 2008, s.27-28

[4] ASSMANN, a.g.e., s. 55-56

[5] ASSMANN, a.g.e., s. 45-46

[6] ASSMANN, a.g.e., s. 35

[7] Hilmi Ziya ÜLKEN,Yahya Kemal; a.g.e. Cilt II, Haz.: YETİŞ, 2000, s.241

[8] Yahya Kemal, Tarih Musâhabeleri, İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları, 1991,s. 3

[9] UYSAL, a.g.e., II.Baskı, 2006, s.561

[10] ASSMANN, a.g.e., s. 73

[11] Mehmet KAPLAN, Yahya Kemal’de Tarih ve Coğrafya Fikri; a.g.e. Cilt I, Haz.: YETİŞ, 1998, s. 432

[12] Ebubekir EROĞLU: Modernleşmenin İçindeki Gelenek Ve Yahya Kemal’in Kurucu İşlevi; a.g.e., Haz.: AKGÜL, 2008, s.56

[13]

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

MURAT EROL

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Hece
Sezai Karakoç
Cahit Zarifoğlu
Kemal Sayar
DÜNYA BİZİM
Edebistan
DİRİLİŞ YAYINLARI
DİRİLİŞ YAZILARI
MAĞARA
SAYHA
Anlayış
Düşünen Siyaset
Dergibi
40ikindi
Dergah Yayınları
SELÇUK KÜPÇÜK
EDEBİYAT DERGİSİ
Doğu Batı
Virgül
İZDİHAM
MAMAK
AZAM ALİ
NUSRAT FATEH
ESKİDEN BERİ
TR-KÜLTÜR
OKUMA YERİ
MEHMET AKİF İNAN
İSMET ÖZEL
ÇEKÜD
Milli Kütüphane
Wikipedia
Kimkimdir
SETA
KARAGÖZ DERGİSİ
NAZAN BEKİROĞLU
Rasim Özdenören
POETİKHARS
TASFİYE
ARALIK EDEBİYAT
YEDİ İKLİM
MÜHÜR
ŞİİRİ ÖZLÜYORUM
BİLİM SANAT
YKY KÜLTÜR
MEVSİMSİZ
EDEBİYAT TÜRK
ŞİİR ELEŞTİRİSİ
NOTOS
ZEMHERİ
BÜYÜK ÜLKE
1 NOKTA
EDEBİYAT TÜRKİYE
HAYALET GEMİ
METİS
KERTENKELE
SİNCAN İSTASYONU
ŞİİR PENCERESİ
DEĞİRMEN
ECE AYHAN
EPİK
MUSTAFA UÇURUM
30. HARF
MOSTAR
ECE AYHAN1

Kategoriler

Arkadaşlarım

xemgin
dildade
hakkar
adnankurnaz
Blogcu Yardım
muraterol
hayriyeunal
kaf
bulentata
dilsizmutercim
kozanali
bengubademz
tugaykurnaz
esitgin
suaviyazgic
Necip Tosun
cemal şakar
edebiyatfelsefe
zemheriedebiyat
enchanteddoll
cevatakkanat
aliemree
bersandegirmenci