6/10/2009 - SPEKÜLATÖRLERE KARŞI ŞİİRİ SAVUNMAK

muraterol. hece. eylül.2009
CELÂL FEDAİ-SPEKÜLATÖRLERE KARŞI ŞİİRİ SAVUNMAK- ŞULE YAYINLARI
Bir şairin, şiirin yavaş değişen gündemine ilişkin bir dertleşmesi diyebiliriz Celâl Fedai’nin kısa sürede iki baskı yapan Spekülatörlere Karşı Şiiri Savunmak kitabı için. 135 sayfalık kitap, 13 yazıdan oluşuyor. Bunlar arasında Celâl Fedai ile yapılan bir söyleşi ile Fedai’nin İsmet Özel’e yazdığı iki mektup da bulunuyor. Metinleri kaleme alan şairin, şiir adına taşıdığı kaygılar adına giderek sertleşen bir üsluba kaydığı, şiir ortamına ilişkin bakışının ise kitaba özel olarak duygusal tepkilerden oluştuğuna dair bir kanaat oluşuyor. “Duygusal tepki” derken bunu olumsuzlamaktan öte, yapılan uğraşı ile kurulan irtibata dair bir olumlama olarak anlamak gerekiyor. Zira Fedai, kendi dünyasını ortaya koymaktan, kendi özeleştirisini yapmaktan ve en önemlisi şiire dair taşıdığı kaygıların altını net olarak çizmekten çekinmeyen bir üslupla kaleme almış kitaptaki metinleri. Celâl Fedai’nin şiire ve şiir ortamına dair taşıdığı kaygılara zaman zaman sert tepkiler vermesini, ben onun bu çabaya verdiği özen ile eşdeğer görüyorum. Samimi bulduğumu ifade etmeliyim. Ancak eleştirdiği kimi isimler gibi argonun tuzağına (birkaç kelime ile de olsa) düşmemesini isterdim. Zira edebiyatın edeb’ini ıskalayan edebiyat, kendi ölümünü kurgulayan, yine Fedai’nin de eleştirdiği katı bir “ben” ortaya koyarak “aslını inkar” eden, gündeme gelme hırsıyla bugünü işgale yeltenen ve aslolanı unutan güncel bir çaba olarak kalmaya mahkum. Bu sebeple dominant olmaya çabalayanlara, onlar gibi cevap vermek onların çabalarını onaydan başka bir anlama gelmez. İlk bakışta kitabın poetik metinlerden oluştuğu sanılabilir, ancak kitabın poetik bir tavır sonrasında ortaya çıkan metinlerden oluştuğunu söylemek daha doğru olacaktır. Ancak kitap bir şahitlik anlamı taşıyor. Şairin, özelde yaşadıkları yanında, dönemin edebiyatına dair şahitliklerini görüyoruz. Yazarın veya şairin, dönemine ilişkin görüşleri döneminin fotoğrafını çekme çabası olarak mutlaka önemlidir. Bu bakımdan Celâl Fedai’nin çabasını anlamlı görmek gerekiyor. İnsanı şiir okumaktan bile uzaklaştıracak bir edebiyat ortamının olması, belki her dönem karşılaşılan durum. Son dönem özellikle şiir çevrelerinde kaybolan irtifayı da göstermesi, edebiyatın ve şiirin geldiği nokta itibariyle can sıkıcı. Ancak tekrar belirtmek zaruretiyle karşı karşıya kalıyoruz: Eleştirilen tavra düşme tuzağı her zaman bir tehlike olarak varlığını koruyor. Celal Fedai’nin İsmet Özel “şahitlikleri” de ilginç. İsmet Özel artık omuzların yaslandığı sağlam bir duvar, adının anılması ile dahi alanlar açıyor. Bunun istismar örnekleri ve bunların dereceleri ayrı bir inceleme konusu. Celâl Fedai’nin dediği gibi herkesin bir İsmet Özel’i var. Fedai’nin İsmet Özel ile bir dönem yoğun bir arada oluşları sonrasında kaleme aldığı metinler, İsmet Özellerimiz dışında bambaşka bir İsmet Özel olgusunu karşımıza çıkarıyor. Bir İsmet Özel miti yarattık. Herkes kendi İsmet Özel’ini öne sürüyor kendi alanını açmak adına. Celal Fedai’nin cümlelerini biraz da buradan okudum. Belki defterlerde saklı kalacak mahremiyette olan bu metinlerin okurun da şahitliğine sunulmasında bir önceki cümlenin kaygısını görmek gerek. Yazarken bile üslubunda bariz bir İsmet Özel etkisi göze çarpan bir insanın, bu noktaya nasıl geldiği edebiyatın hangi yönüyle ele alınabilir bilmiyorum. Ama İsmet Özel’in bir ceviz ağacı gibi çevresinde başka şeylerin büyümesine müsaade etmediği benzetmesini yine şairin kendisi ve diğer örnekler bilir ancak. Sanıyorum kısa bir süre sonra İsmet Özel konusu edebiyat gündemimizde farklı yansımaları ile daha fazla yer alacak. Son olarak, Celal Fedai’nin farklı şiir anlayışları geliştirme çabalarına karşı kestirmeden lafı kesme çabası yerine, farklı bir üslupla konuları ele almasını ve bunlara ilişkin görüşleriyle kendi şiir anlayışını öne sürmesi beklediğimizi ifade etmeliyiz. Spekülatörlere Karşı Şiiri Savunmak aslında edebiyatın özelde şiirin yapısal sorunlarına karşı eleştirel bir bakış ortaya koyarken, belki biraz sert bir üsluba bürünebiliyor ama bunu mazur görüyoruz. Zira şairin şaire edebi tavrından dolayı küfür etmesinin edebiliği ve edepliliği tespit edilmelidir. Özel hayatların ve mahremiyetin ihlal edildiği bir “edebiyat”tan bahsedeceksek bunun yeri dergiler, alanı da edebiyat değil.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
6/9/2009 - HECE DERGİSİNİN 153. SAYISI ÇIKTI

KUM SAATİAbdurrahim Karadeniz/Yaz Yazısı III 3Necip Tosun/Yücel Çakmaklı’nın Ardından 5Ali Ekecik/Ontolojik Argüman 8Roni Margulies/Devrim Şiirleri Gecesi 9Necati Mert/Sapanca Şiir Akşamları 10Jülide Uzsayılır/Kibir 12Yusuf Turan Günaydın/Değirmen ve Su 13 TAKİP MESAFESİHayriye Ünal/Üçgen Beğeni, Kombine Eleştirmen, Edebî Değer 14Yazıyla Bir Şair/Cahit Koytak Şiirleri Bizi Niçin Sarsmıyor? 16Sayıyla 1 Dergi/Yazı Dergisi 18Geçmişten Geçmemişten 20 Hasan Aycın/Çizgi 21Ömer Aksay/Yeşilçam Önergeleri -6- 22Ali K. Metin/Buyur Gel Eğer Sipsivil 26Kenan Çağan/Leşker 27Kâmil Aydoğan/Sır 29Türker Özşekerli/Serçeler Takırdadı Sabahı 32Mustafa Köneçoğlu/Rahat Ol Bitti 33İdris Ekinci/Sakınma Defteri 34Fatih Yavuz Çiçek/Tilki Bar 35Gökhan Aslan/Ücra 36Fırat Caner/Unuttuğum Bir Şey 37Hüseyin Kır/Can Kırığı 38Mehmet Sümer/Şiirin Doğası ve Şiirde Sevgili İmgesi 39Salih Nurdağ/Belki Şehre Bir Mektup Gelir-I 46Zekeriya Başkal/Yerli Oryantalizm Denemeleri 53Aliye Uslu/Anna Masala ile Türkçe ve Türk Edebiyatı Üzerine Şöyleşi 56 DosyaEDEBİYATIN ÜÇ VAZGEÇİLMEZİ: II- AŞKCemal Şakar/Aşk Edebiyatı mı? 62Ahmet İnam/Aşk Ahlâkı 72Ali Galip Yener/Edebiyatta Aşk ve Romanda Yasak Aşk Üzerine Notlar 75Selim Somuncu/Brontë’den Balzac’a, Proust’tan Don Juan’a Aşkın Farklı Yüzleri 81Ali Emre/Yeni Türk Şiirin Aşkın Hâlleri 99Turgut Bağrıaçık/Binbir Gece Masallarında ve Diğer Masallarda Aşkın Hâlleri 108 Mustafa Şerif Onaran/Eskiyen Sevi İlişkileri 111Ali Emre/İbrahim Tenekeci: “Nereye Gidelim Sıkıntımızdan, Diyor ve... 115Engin Sezer/Pratik Eleştiri-I 121 KİTAPLIKMurat Erol/Spekülatörlere Karşı Şiiri Savunmak 138Nihat Dağlı/Ali Emiri’nin İzinde 139M. Fatih Kutan/Garbiyatçılık 141Yusuf Turan Günaydın/Kadın Evliyâ Menkıbeleri 143
|
|
Bağlantı
|
3/12/2008 - hikaye incelemeleri

Murat EROL ALPAY DOĞAN YILDIZ- HİKÂYE İNCELEMELERİ-DERGÂH YAYINLARI HECE ÖYKÜ DERGİSİ (ARALIK2008)
Hikâye İncelemeleri kitabına gelmeden evvel yazarı hakkında kısa bir bilgi verme düşüncesindeyiz. Alpay Doğan Yıldız 1974 (Tokat) doğumlu genç bir akademisyen. “Selim İleri’nin Romanları Üzerine Okur Merkezli Bir Yaklaşım” teziyle yüksek lisans, “Kerime Nadir, Esat Mahmut Karakurt, Muazzez Tahsin Berkant Örneklerinde 1930-1950 Dönemi Popüler Türk Romanları Üzerine Tematik Bir İnceleme” konulu teziyle de doktora eğitimini tamamlamış. Yıldız, halen Gazi Osman Paşa Üniversitesinde öğretim görevlisi. Dergâh, Hece, Yedi İklim, Milli Eğitim gibi dergilerde çalışmalarını yayınlamış. Kitaba gelirsek. Kitap Eylül 2008’de Dergâh Yayınlarınca yayımlanmış. 181 sayfalık çalışmada Yazar, “Giriş” kısmının ardından hikâyesini incelediği yazarın kısa özgeçmişini vermiş, sonra seçme bir hikâye ve bu hikâye üzerine inceleme metni sıralaması ile bir sistematik kurmuş. Ömer Seyfettin (Velînimet), Sait Faik Abasıyanık (Havuz Başı), Sabahattin Ali (Arabalar Beş Kuruşa), Ahmet Hamdi Tanpınar (Erzurumlu Tahsin), Tarık Buğra (087956), Zeyyat Selimoğlu (Direğin Tepesinde Bir Adam), Adalet Ağaoğlu (Karanfilsiz), Mustafa Kutlu (Hüzün ve Tesadüf) hikâyeleri incelenen yazarlar. Alpay Doğan Yıldız kitabın “Giriş” kısmında kitabının ana perspektifini oluşturan yaklaşımı izaha çalışmış. Berna Moran’ın edebî esere yaklaşım tasnifinden yararlanarak (Bunlar: “Dış dünyaya ve topluma dönük; sanatçıya dönük, esere dönük ve okura dönük” yaklaşımlar), kendisinin esere dönük bir çalışma yaptığını vurguluyor. Yine, Todorov’un tasnifine göre de “açıklayıcı şerh, poetika” yaklaşımında iz sürdüğünü vurguluyor. Aslında “Giriş” kısmında şerh edici inceleme üzerinde o kadar duruluyor ki, diğer yaklaşımlara zımni bir tekzip havasına giriyoruz. Yazar, metin merkezli hikâye incelemesinin ilk örneklerini verdiğini yazdığı Mehmet Kaplan’ın eserin kendi içinde ancak mükemmele ulaştığı görüşünü alıntılayarak kendi yolunu belirginleştirme çabasına da girişiyor. Ancak, bu görüşlerin diğer kategorilerin yanlış ya da eksik olduğu anlamına gelmeyeceği şeklinde bir cümle ile de bizim birkaç cümle önceki yargılarımızın önünü kapatmak ister gibi. Yedi sekiz sayfalık “Giriş” neredeyse eser merkezli incelemenin önemi, bu konudaki düşünceler, kendisinin de bu yaklaşımı benimsemesi üzerinde duruyor ki, aslında çalışmayı zaafa uğratacak da bu düşüncelerin daha eserin başında sergilenmesidir. Zira okur kendisini eser merkezli incelemeye hazırlarken, kitabın ilerleyen sayfalarında yer yer “okura dönük” yaklaşımdan da kurtulamadığını görüyoruz Yazarın. Kendi seçtiği ve kullandığı yöntemin savunusu ve alıntı tasnifler yazarın eleştiri çabasına doğal bir sınır çekmiş. Ancak eleştiri tasniflerinin net ayrılmazlığı ve zaman zaman iç içe geçmişliği düşüncesini kabul edip, bu düşünceden hareket edersek Alpay Doğan Yıldız’ın kendisinin de katılmış ve seçmiş olduğu tasniflemeye sadık kalmadığı söylenebilir. Haksızlık etmeyelim kitabın inceleme metinleri eser odaklı yaklaşımın ağırlığı altında yazılmış. Bizim eleştirmek istediğimiz, katı ve net ayrımlar ile kalemin alanını daraltmanın anlamsız oluşu konusudur. Eleştirmen hangi tür yaklaşıma sahip olursa olsun özgürlüğü önemli. Ana yörüngeye sadık kalmak şartıyla her malzemeden yararlanmalı eleştirmen. Aslında Yıldız bunu yapmayacağını söyleyerek zaafa düşüyor yaparak değil. Yine eğer bu tasniflerden kastedilen disiplinse, bu her şekilde sağlanabilir. Nitekim hikaye incelemeleri metinlerinde Yazar, eser merkezli perspektifini ortaya koyarken, zaman zaman farklı yaklaşımlara da kayıyor. Bu kötü değil bilakis eserin zenginliğini artıran bir durumdur. Yukarıda adı geçen hikâyecilerin hikâyelerinin başarılı bir şekilde ele alındığını, hikâyenin ve kişiler arasındaki diyalogların iyi irdelendiğini söylememiz gerekir. Zaman zaman başka yazarlara yapılan atıflar yine incelemeleri zenginleştirmiş. Ancak yine değinilmeden geçilmeyecek bir konu, “Giriş”te ele alınan yaklaşımların, sık sık inceleme sayfalarında da karşımıza çıktığını, aynı düşünceler doğrultusunda farklı atıflar ve sözler de olsa bir tekrar havası kattığını belirtmeliyiz. Her bir yazının bağımsız okunması mı gerekiyor bağlantılı mı okunması gerekiyor? Bağımsız okursak sorun yok, bir bütünlük çerçevesinde okursak sorun çıkıyor. Aynı düşünceleri farklı sözlerle okumak bir tekrar mıdır? Bu, küçük bir ayrıntı aslında. Eleştirmek niyetiyle ortaya olumlu bir katkı koymak niyetindeyiz, yoksa eleştirmek için eleştirmek değil. Birkaç küçük noktayı hatırlatarak çalışmayı gölgeleme niyetinde hiç değiliz. Bu noktalara takıldık, yoksa çalışmanın bütünsel açıdan gayet iyi olduğu kanaatindeyiz. Yazarın çalışmalarını genişletmesinin edebiyatımıza kazandıracaklarının fazla olduğu düşüncesindeyiz. Hikâye okumaları öncesinde, eğitim kurumlarında edebi birikim oluşturulmasında katkı sağlayacak bir olgunlukta bu çalışma. Yazarın sekiz hikâyeci tercihine ilave olarak gelecekteki çalışmalarında, Türk edebiyatının farklı zaman ve tarzdaki hikâyecilerinden geniş bir incelemesi sahası kurması beklentimizdir.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
4/10/2007 - MEHMET ERKAN- MÜLAKAT ANILARI- VARLIK YAYINLARI- 2007
HECE ÖYKÜ EKİM-KASIM 2007
Mehmet Erkan, 1981 yılında doğmuş; 2002 ve 2004 yıllarında Ömer Seyfettin Hikaye Yarışmasında mansiyon, 2005 yılında da Yaşar Nabi Nayır Öykü ödülü kazanmış genç bir öykücü. Yaşar Nabi Nayır Öykü ödülünü kazandığı Bir Safın Öyküsü dosyası ile beraber, Mülakat Anıları: Bir Başka İnsan Kaynakları kitabı ikinci kitabı. 119 sayfalık kitap, kitabın tamamının da ana konusu olan bir insan kaynakları yöneticisinin gözlem, düşüncelerinden oluşan altı öyküden oluşuyor.
Kitaptaki öykü isimleri yan yana geldiğinde bir iş ilanını andırıyor: Üniversite Mezunu, İngilizce Bilen, Kırk Yaşının Aşmamış, Dış Görünümüne Özen Gösteren, Esnek Çalışma Saatlerine Uyum Sağlayabilecek, Yeni Mezun. Her öyküde aranan özelliklere göre mülakata gelen kişilerle diyaloglar, bu kişilere dair gözlemler, anlatıcının geçmişteki benzer durumlar ile kurduğu bağ gibi konular metinlerin omurgasını oluşturuyor.
Kitabın arka kapağındaki yayıncı notunda ve yazarın öykülerde pek rastlamadığımız bir şekilde yazdığı önsözde belirtildiği gibi, gerçek olaylardan esinlenerek, gerçekten hareket edilerek oluşturulmuş öykülerden oluşuyor kitap. Bahsedilen bilgi kaynaklarımıza ek olarak yazarın özgeçmişi de bir bilgi kaynağı bizler için. Yazarın “insan kaynakları yöneticisi” olarak çalıştığı artık bizler için ezberlenen bir gerçek.
Öyküde yeni şeyler deneme cesareti, cüreti daha çok gençlerde oluyor galiba. Erkan’ın da zor bir denemeye giriştiğini söyleyebiliriz. İnsanın mesleki bilgisi, ilgisi, görgüsü ile kurmaya çalıştığı öykü, bir şekilde kendini öykülüğün dışına savurmak için zorlar durur. Yine aynı sorun çıktı karşımıza: Öykülerin zaman zaman öykü dışına çıkıp önce ‘anı’, daha da ilerleyip giderek “nasıl iş bulunur” veya “bir iş adamının tecrübeleri”ne dönüştüğüne önemle dikkati çekmek zorundayız.
Mehmet Erkan sağlam bir gözlemcilik ortaya koyuyor kitabında, yine iç içe geçen farklı olaylar, geçmişe dönmeler... Bunlar elbette iyi öykülük için yeterli değil ama Erkan’ın yazdıklarından, iyi öykü yoluna kolay gireceğini, kolay da ilerleyeceğini çıkarabiliriz. Yazarın, denemesi ve deneme cesareti göstermesinin takdirlik olduğunu da belirtmeliyiz. Ama öyküye niyetlenip de öykü olduğunu söylediğimiz, düşündüğümüz metinlerin öykü sınırları dışına taşması riski göz önünde tutulmalıdır. Yazılanlar kötü mü? Asla, dönemsel olarak benim için de eğlenceli, tecrübe öğrenme ve diğer açılardan güzel bir kitap. Ama gelin görün ki, bu severek okuduğum kitabın öykü olmadığı veya daha da yumuşatarak söylersek öykü olmamaya doğası gereği direnen metinler olduğunu da söylemek zorundayım. Erkan diğer öykülerini merak edip incelemeseydim, aslında Mülakat Anıları’nın bir deneme, yenilik arayışı olduğunu söylemezdim. Allah’tan ciddi ciddi öyküleri var yazarımızın. Konuyla ilgili son bir nokta; yazılan metin gerçekten hareket edilerek oluşturulsa da, sonuçta bir öyküsel kurgudur. Metin kendisinin öykü olduğunu unutturmamalıdır. Gerçek ile kurgu arasındaki fark burada. Netliği olmayan bir gerçek yine de gerçektir; gerçeğe en yakın kurgu yine de kurgudur. Ve bizler gerçeği kendi sahasında, kurguyu kendi sahasında alkışlarız.
Mehmet Erkan, Mülakat Anıları ile farklı bir şeyler denemiş, bazı sorunlarına rağmen güçlü gözlemi öne çıkan, pürüzsüz bir dile sahip olan, öykü atmosferi içine okuru sokmayı başarabilen izlenmesi gereken bir isim.
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
4/8/2007 - DOKUNAN
HECEÖYKÜ Dergisi
Ağustos-Eylül 2007
CELAL İLHAN – DOKUNAN – ÜRÜN YAYINLARI - 2007
Celal İlhan, 1999’da “Anadolu’da Bir Nokta” adıyla yayımlanmış bir araştırma kitabı, 2005’te “Ateşle Dans” adlı bir öykü kitabı bulunan ve Varlık, Damar, Turnalar, Öğretmen Dünyası, Edebiyat ve Eleştiri, Kum, Agora, Akköy, Hece Öykü dergilerinde çalışmaları yayınlanan bir öykücü. Son kitabı Dokunan 2007 başında yayımlandı. 128 Sayfalık kitapta 15 öykü yer alıyor.
“Emeğe, sevgiye ve babama” gibi naif ve dokunan bir ithafla açılıyor Celal İlhan’ın son öykü kitabı Dokunan. Kitaptaki öyküleri bu üç izlekte takip etmek, anlamlandırmak ve yerli yerine oturtmak mümkün.
Şaşı Bunların Hepsi, Bin Yıl Anılmak, Hastanede, Eski Dost, Hamide Nine, Ben Olmasam da ve Hep O Yıllar bölümünde yayınlanan öyküleri “babama” aslı bir kategori açıp burada değerlendirmek mümkün. Elbette baba’ya dair öyküler değil bunlar, ama baba’ların ait olduğu bir zamanın kokusunun özleminin duyulduğu, geçmiş zamanın şimdiki zaman içerisinde özlemle anılışı, geçmişe sığınma, geçmişe gitme gibi bir çok halin okur karşısına çıktığı öyküler olarak kitapta yerini almışlar. İlhan’ın önceki öykü kitabında bulduğu damarı bu kitabında genişleterek ve derinleştirerek sürdürdüğü söylenebilir. İlhan’ın öykülerinde yerel kültür, yerel kültürden kaynaklanan bir takım şekli ilişkiler, göç ve şehirleşmenin bireyin ruh hali üzerindeki etkileri gibi temalar dikkati çeker. Yazarın, karakterini etkileyen coğrafya ve toprakla bağını sürdürmede ısrarcı olduğu görülürken, yine düşünce iklimini oluşturan kültürel dokuları bu kitabında daha da içselleştirdiği dikkati çekiyor. Kültürel bir takım inanış, duyuş veya hissedişler öykülerin konu kurgusunda doğal bir hal olarak yazılmış. Bu kitapta, bahsedilen hallere her hangi bir farklı anlam yükleme çabası da görünmüyor, ki bu da yazarın aslında artık kendi ruh ve düşünce evreni ile öykü kurguları arasındaki geçiş mesafesinin kısalarak problemlerden arındığı, kafaya bir mesaj yerine gönül’e bir mesaja yaklaştığı izlenimi veriyor. Yine yazarın öykü evrenini şekillendiren derinlerde ve kendini fazla belli etmeyen bir yönün de, sözlü hikaye kültürü olduğu tahmini bir kanaat olarak uyanıyor. Zaman zaman öyküler farkında olarak veya olmayarak masalsı bir hava kazanırken, masal öğeleri modernleşerek öykü evreninde yerini alıyor.
Bizim kategorileştirmemizin ikinci alt başlığı “emek” kısmına gelirsek. Celal İlhan, sendikacı kökenli bir öykücü olması hasebiyle, iş, işçi, işveren ve bunlar arasındaki ilişkiler ve sıkıntıları yakından biliyor olsa gerektir. İlk öykü kitabında fazla bir şekilde yer alan bu konular, Dokunan’da doğrudan Sıfır Vardiyasında adlı öyküde ele alınmış. Ancak, burada da yazar bence farklı bir tercihe doğru hızla yol almış. Doğrudan konuları öyküleme yerine, ana konusunu başka şeylerin oluşturduğu öykülerde bu ana konulara doğal bir şekilde eklemleyerek bu bahsin hakkını vermiş. Şaşı Bunların Hepsi adlı öykü, yaşlı bir kunduracıyı anlatıyor. Kundura almak için yola çıkıp her defasında hiçbirini beğenmeden gerisin geri dönen eski usta, yapılan işlerin bir emek, ciddiyet ve göz nuru olmadığı düşüncesindedir. Bu öykü, emek vurgusunun, çok iyi bir şekilde özen, vefa ve sevgi ile birleşiminin anlatıldığı bir öykü. Yine Bin Yıl Anılmak adlı öyküde eski zaman (çok eski değil birkaç on yıl öncesinin) yaşlı derviş tiplemelerini anlatıyor ki burada da, içselleşmiş ve dolaylı hale getirilmiş bir emek vurgusu var. Yaşlı derviş, yaptığı şifa otları karşılığında aldığı bedelin, kızının dilencilik olarak sıfatlandırmasına karşın, net bir şekilde emek olduğu inancındadır.
Üçüncü başlıklandırmamız “sevgi” bahsi. Bu kategoride ise Yatakta Hesaplaşma, Ölümsüz Aşk, İçmelerde öyküleri ele alınabilir. Bunlar içinde Ölümsüz Aşk adlı öykü içinde yoğun ironi barındırıyor. Öykü kahramanı şair, şiire başlamasına verile olan ortaokul aşkının peşine elli altmış yıl sonra düşer. Bir şekilde karşılaşmayı sağlar ama karşısındaki yaşlı kadın ne kendisini tanır, ne de şairliğe vesile olan aşkı anımsar.
Emek, sevgi ve baba kategorilendirmemiz sonuçta yapay bir zihinsel kurgu. Nitekim öykülerin neredeyse tamamında bu üç tema öykülere yedirilmiş durumda.
Belirtmeden geçilmeyecek olan son bir nokta ise, kitabın tamamında karşımıza çıkan tashih ve redaksiyondan kaynaklanan sorunlar. Bu da galiba yayıncının işi.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
MURAT EROL
Kategoriler
Arkadaşlarım
xemgin dildade hakkar adnankurnaz Blogcu Yardım muraterol hayriyeunal kaf bulentata dilsizmutercim kozanali bengubademz tugaykurnaz esitgin suaviyazgic Necip Tosun cemal şakar edebiyatfelsefe zemheriedebiyat enchanteddoll cevatakkanat aliemree bersandegirmenci
|